Eylül ayında beklenen ancak o dönem açıklanmayan Valiler Kararnamesi, dün erken saatlerde Resmî Gazete’de yayımlandı ve yayınlandığı anda ülke genelinde hızla yayıldı. Ben de gece geç saatlere kadar bu kararnameyi bekleyenler arasındaydım. Açık söyleyeyim; Aksaray Valisi Mehmet Ali Kumbuzoğlu’nun bu kararnamede yer almaması için içimden dua ettim. Ama “görünen köy kılavuz istemez” sözünün de ne kadar doğru olduğunu biliyordum.
Ben defalarca, Sayın Kumbuzoğlu’nun Aksaray için bir şans olduğunu yazmış bir gazeteciyim. Son dönemde eleştirilerim artmış olsa da, göreve geldiği ilk günden bugüne kadar Aksaray adına önemli bir kazanım olduğunu her fırsatta dile getirenlerden biri oldum. Ancak yanlış kararlar, yanlış yönlendirmeler ve özellikle de daha önce defalarca kaleme aldığım basın ve tanıtım ekibinin sabotaj niteliğindeki tavırları, bu sonun kaçınılmaz olduğunu açıkça gösteriyordu. Bunun için müneccim olmaya gerek yoktu.
Biraz geriye gidelim… Aksaray, geçmişte de benzer süreçler yaşadı. Ali Mantı döneminde, basın ve tanıtım ekibinin asli görevi; valinin yaptığı çalışmaları halka anlatmak, projeleri görünür kılmak ve kamuoyuyla güçlü bir bağ kurmaktı. Ancak yapılan neydi? Sabah 08.00’de başlayıp 16.30’da “bir an önce bitsin de gidelim” anlayışıyla sona eren bir mesai. Bugün Ali Mantı’nın Aksaray’da hangi projeleri yaptığını sorarsanız, kaç kişi net bir cevap verebilir? Cevap ne yazık ki yok.
Ardından Hamza Aydoğdu geldi. İçlerinde en hareketlisi, en cevvali oydu. Kısa sürede ekibin kendisini tanıtmak yerine adeta sabote etmeye başladığını fark etti. Radikal bir karar aldı, ekibi hizaya çekti ve kendisine güvendiği bir-iki isimle yoluna devam etti. Ancak aynı ekip bu kez de bazı basın mensuplarıyla ilişkileri “tehlike” olarak görüp, eleştiri oklarını valinin üzerine çevirmeyi başardı. Ne yaparsa yapsın, yapılanlar yine görünmez kılındı. Sonunda Aydoğdu, Erzincan Valiliği ile bu şehirden kurtuldu.
Gelelim Mehmet Ali Kumbuzoğlu’na… Onu diğer valilerden ayıran en temel özellik; vicdanı, merhameti ve iyi niyetiydi. Önceki valiler, bir ilin yalnızca iyi niyetle yönetilemeyeceğini biliyordu. Kumbuzoğlu ise “kimse incinmesin, kimse kırılmasın” derken, sonunda en çok kendisi kırıldı, en çok kendisi üzüldü. Personeli ve ekibi adeta dibini kazdı; o ise onlara gül uzattı.
Üç satır haberi yazıp servis etmeye üşenen bir ekip vardı ama vali onları el üstünde tuttu. Sonunda o ekip, valiye son hamleyi yaptı. Bir “hamsi tava gecesi” ile ipi çekilen bir süreç yaşandı. İşte size bir valinin anatomisi…
Oysa Mehmet Ali Kumbuzoğlu, bu memlekete gelmiş en çalışkan valilerden biriydi. Halkın, çocukların, engelli bireylerin gönlüne girdi; ama kendi ekibinin gönlüne giremedi. Tarımdan turizme, sanayiden ekonomiye kadar birçok alanda büyük projelere imza attı. Ortak akıl ve istişareyle, Aksaraylı gibi Aksaray’a hizmet etti.
Ben dahil birçok basın mensubu, valinin yaptığı işleri halka anlatmak, projeleri görünür kılmak ve Aksaray’ın kazanımlarını kamuoyuna duyurmak için ciddi çaba sarf etti. Ancak valimizin ekibini aşamadık. Bir noktadan sonra “istenmiyorsak zorlamayalım” dedik ve geri çekildik. Derken bu kez “hamsi tava gecesi” devreye sokuldu.
Şehrin imajını gerçekten bozanlar yukarı taşınırken, Aksaray’ın imajı için mücadele edenler ayaklar altına alındı. Vali ile basın arasına mesafe sokuldu, kırgınlıklar bilinçli şekilde derinleştirildi. Sonuç mu? Onlar kazandı, biz kaybettik. Daha doğrusu, Aksaray kaybetti.
Bugün Aksaray Valisi gidiyor diye sevinenler, zil takıp oynayanlar olabilir. Ama Aksaray büyük bir kayıp yaşadı. Şimdi aynı ekip ve dışarıdaki yandaşların yeni hedefinde Aksaray’ın yeni valisi Murat Duru var.
Bakalım, bu şehir aynı filmi bir kez daha mı izleyecek?
Çok Üzgünüm… Aksaray Başarılı Bir Valisini Kaybetti
Çok üzüldüm…
Gerçekten çok üzgünüm.
Aksaray Valisi Mehmet Ali Kumbuzoğlu bu atamayı hak etmemişti. En azından bir yıl daha Aksaray’da kalmalı, başlattığı işleri tamamlamalıydı. Yarım kalan projelerin, filizlenen çalışmaların meyve vermesine fırsat tanınmalıydı.
Her şeyden önce şunu net söyleyeyim:O, adam gibi adamdı. Sadece “Aksaray Valisi” olmadı; adeta Aksaray’ın bir ferdi oldu. Sokakta, çarşıda, tarlada, okulda, engelli bireyin yanında, çocuğun göz hizasında durdu. Bu şehirle gönül bağı kurdu. Evet, zaman zaman çok kızdık. Ama bu kızgınlık; çalışmadığı için, Aksaray’a hizmet etmediği için değildi.
Tam tersine…
Kızdık; çünkü onu Aksaray’da yok saydıran bir basın birimi vardı.
Kızdık; çünkü protokol anlayışıyla, dar kalıplarla hareket eden bir ekip vardı.
Kızdık; çünkü bağrına bastığı, güvendiği personelin asıl niyetini göremedi.
Ve kızdık… Çünkü bunun sonunun nereye varacağını önceden biliyorduk. Bugün hâlâ kızıyoruz. Ama kızgınlığımızın önüne geçen bir duygu var: derin bir üzüntü.
Sayın Valim…
Sizi hak etmediğiniz bir atamayla uğurlamak, Aksaray’a yakışmadı. Hak ettiğiniz bir görevle, gururla ve alkışlarla uğurlamak size çok daha yakışırdı.
Ama şuna inanıyorum: Zalimin mazluma yaptığını, Allah zalimin yanına bırakmaz. İlahi adalet büyüktür. Yapılanların hesabı, günü geldiğinde mutlaka sorulur. Biz sizi çalışkanlığınızla, vicdanınızla, merhametinizle hatırlayacağız. Biz sizden razıydık… Allah da sizden razı olsun. Yolunuz açık olsun Sayın Valim. Bahtınız açık olsun.
Güle güle…Bu şehir sizi unutmayacak.
Siyasi Yaşanan Fırıldaklıklar başka bir yazımızda gündeme getireceğiz. Ama atı alan Üsküdar'ı Geçti Yapacak Bir Şey Yok.
Kumbuzoğlu’nun merkeze çekilmesinin nedeni ne “hamsi tava” eleştirileri ne de kişisel tartışmalardı. Asıl neden; Aksaray Valisi Mehmet Ali Kumbuzoğlu’nun yaptığı hizmetlerin ve hayata geçirdiği projelerin tanıtımına engel olan, valinin başarılarının kamuoyunda görünür olmasını adeta mühürleyen Valiliğin meşhur basın ve tanıtım ekibinin başarısızlığıdır. Bu başarısızlığa, aynı ekibin arkasına aldığı dışarıdaki yandaşlar ve devreye sokulan siyasi ayak oyunları da eklenmiştir.
Oysa Mehmet Ali Kumbuzoğlu’nun Aksaray’da en az bir yıl daha kalması, başlattığı projeleri tamamlaması ve ardından çok daha büyük bir ile atanması gerekiyordu. Bu onun hakkıydı. Ancak yaşananlar, bir gerçeği bir kez daha açıkça ortaya koymuştur: Hiçbir vali, merhamet ve vicdan duygularını abartarak yönetim zafiyetine düşmemeli; basın ve tanıtım birimi başta olmak üzere “A takımı”na da gözü kapalı güvenmemelidir.
Bugün yaşanan tablo, bunun en somut ve acı örneği olarak kayda geçmiştir.





