Valiliğin 10 Ocak programına katılmıyorum.
Neden mi?
Hamsi yiyemedim diye değil.
En baştan söyleyeyim de sonra “yanlış anlaşıldı” denmesin:
Benim ne tabakta gözüm var, ne de ikram peşindeyim.
Mesele hamsi olsaydı, balıkçıya giderdim.
Ama mesele bu değil.
Yerel basını, bir tabak hamsiyle aynı cümlede anan akılla derdim var.
Basını, “isteseydi olurdu” noktasına koyan bakışla derdim var.
“İsteseydiniz size de yapardık.”
Bakın bu cümle çok şey anlatıyor.
Basın isteyen olmuş.
Bekleyen olmuş.
El açan olmuş.
Kusura bakmayın ama basın isteyen değildir.
Basın sorar.
Rahatsız eder.
Gerekirse bozar.
Biz görünür olmak için talep etmeyiz.
Biz davetle var olmayız.
Biz ikramla susmayız.
Yerel basını, “yiyemediği hamsi için mesele çıkaranlar” seviyesine indirmek, küçük bir dil sürçmesi falan değildir.
Bu düpedüz küçümsemedir.
Ve asıl mesele şudur:
Bu cümleye neredeyse kimse itiraz etmedi.
Bazıları “abartıyorsun” dedi.
Abartı değil.
Alıştırma bu.
Bugün hamsi, yarın akreditasyon.
Sonra kapıdan içeri bile almama.
Zincir böyle başlar.
Benim yaptığım bir tepki değil.
Bu bir tavır.
Tek başıma da kalsam umurumda değil.
Çünkü bazen yalnız kalmak, yanlışa ortak olmaktan iyidir.
Yerel basın bir kilo hamsiye satılık değildir.
Bir tabak yemeğe susturulamaz.
Bir cümleyle de küçültülemez.
Rahatsız olan varsa, buyursun rahatsız olsun.
Bazı sözler söylenecek.
Çünkü basının gücü ikramdan gelmez.
Basının gücü ilkesinden gelir.
Sözüm yerel basınadır.
Kendini bu tanımın dışında görene, lafım da yok, beklentim de.





