SATIR ARASI (Ayşe ALP)

Tarih: 03.03.2026 07:38

AMAAAN SENDE

Facebook Twitter Linked-in

Geçtiğimiz günlerde birkaç basın mensubu arkadaşımızla bir araya gelip Aksaray’da basının gücünü konuştuk. 

Aslına bakarsanız, bedava tahsis edilen cemiyet binasında oturan, iki satır haber bile yazamayan ama cemiyet başkanı olduğu için gazeteci sayılan bir şahsın moderatörlüğünü yaptığı bir programda, Aksaray’da basının acınacak halini sorgulayıp “sorun nerede?” diye sormaları idi konu.

Yani oldukça düşündürücüydü.

Aslında sorunun tam da kendileri ve kendileri gibi olanlar olduğunu görmek çok da zor değil. 

At Gözlüğünü Çıkartırlarsa  göreceklerdir…

Neyse, arkadaşlarla bu program üzerinden konuşurken “Aksaray basınının hali kimlere kalmış” diye değerlendirdik ve açıkçası ağlanacak halimize gülmekten başka bir şey yapamadık.

Ne var ki Aksaray’da bazı idareciler, siyasiler, ileri gelenler ve STK temsilcileri bu tip gazetecileri fazlasıyla sevdikleri için bu tablo değişecek gibi de görünmüyor. 

Çünkü  onlarında işine geliyor…

Zaman Zaman Kullanacak Kalem Lazım….

Biz de kendi aramızda “çözümü ne olabilir” diye düşündük, konuştuk; fakat işin içinden çıkamadık.

E karakterimizde fırıldaklık olmayınca ,çözümde bulamadık…

Bir zamanlar basın “dördüncü kuvvet” diye anılırdı. Bu laf öylesine söylenmiş bir cümle değildi. Ağırlığı vardı. Sözü vardı. Hatta korkusu bile vardı.

Bulunduğu şehirde  yatırımların  nereye yapılacağına bile fikir önerir, yön belirlerdi.

Eskiden bir şehirde basın varsa; siyasetçi de, bürokrat da, STK da, kurum da biraz daha dikkatli yürürdü. Çünkü bilirdi ki yaptığı iş yarın manşete çıkabilir. Şeffaf olmak zorunda kalırdı.

Aksaray’da da böyleydi. Yerel basın sadece haber yazmazdı; şehrin nabzını tutardı. Projeler anlatılır, yanlışlar eleştirilir, doğrular alkışlanırdı. Siyasiler basın toplantıları yapardı. Kurumlar açıklama yapardı. Muhalefet konuşur, iktidar cevap verirdi.

Şimdi düşünün…
Bugün kaç kurum düzenli basın toplantısı yapıyor?
Kaç siyasetçi çıkıp soruları göğüslüyor?

Eskiden basın mensupları ağırlığını bilirdi. Dik dururdu. Kimsenin önünde eğilmezdi. Doğrunun yanında, yanlışın karşısında dururdu. Güçlü kalemler vardı. Aynı düşünmeyen gazeteciler bile ortak bir konuda yan yana durabiliyordu.

Çünkü mesele kişisel çıkar değil, mesele Aksaray ;mesele mesleğin onuruydu.

Eskiden gazeteci; çalışana destek verir, çalışmayanı eleştirirdi. Bundan kimse alınmazdı. Siyasetçi eleştiriyi kişisel mesele yapmazdı. Küsmezdi. “Bana neden yazdın?” diye trip atmazdı.

Eleştiri varsa cevap verirdi. Açıklama yapardı.

Şimdi?

Şimdi eleştiriyi hazmedemeyen bir siyaset kültürü var. 

Ama daha kötüsü; eleştirmeyi unutan bir basın var.

Eskiden gazeteci sosyal medya takipçisi değildi.
Gazete haberinin kopyasını alıp kendi sitesine yapıştıran bir “ctrl+c gazeteciliği” yoktu.

Basın Zayıflamadı… Basın Kendini Bıraktı

Eskiden basın güçlüydü diyoruz ya…
Aslında mesele sadece güç değildi. Mesele karakterdi.

Çünkü “dördüncü kuvvet” olmak, kimsenin verdiği bir unvan değildir. Kimse basına bir gün gelip “buyurun siz dördüncü kuvvetsiniz” demedi. Basın o gücü kendi aldı. Kalemiyle aldı. Sorularıyla aldı. Cesaretiyle aldı.

Aksaray’da da yıllar önce durum buydu. Gazeteci demek; şehrin vicdanı demekti. Siyasetçi de, bürokrat da, STK başkanı da biliyordu ki yerel basın görür, duyar, sorar ve yazar.

Bu yüzden herkes daha dikkatli davranırdı. Basın toplantıları yapılırdı. Projeler anlatılırdı. Yanlış varsa açıklanırdı.

Şimdi bakıyoruz…

Ne basın toplantısı var ne de soru soran gazeteci.

Ama kimse kusura bakmasın; burada bütün suçu siyasetçiye, bürokrata ya da kurumlara yüklemek de kolaycılık olur. 

Çünkü basını zayıflatan en büyük şey dışarıdan gelen baskı değil, içeriden gelen gevşemedir.

Eskiden gazeteci haberin peşinden giderdi. Şimdi haber gazetecinin ayağına gelmezse çoğu zaman kimse yerinden kalkmıyor.

Eskiden çağrılmadığın yere gidersin, sorunu sorarsın, cevabını alırsın. 

Şimdi çağrılmadığın program için sosyal medyada sitem yazısı yazılıyor.

Bu gazetecilik değil. Bu davetiye beklentisidir.

Bir başka değişim de mesleğin iç disiplininde yaşandı. 

Eskiden bir haber farklı gazetelerde farklı şekilde çıkardı. Çünkü herkes kendi kalemiyle yazardı.

Şimdi aynı başlık, aynı cümle, aynı fotoğraf…
Bir bakıyorsun on site ,10 yazılı gazete aynı haberle dolu.

Bu gazetecilik değil. Bu kopyalama zinciri.

Eskiden gazeteci kimsenin önünde eğilmezdi.
Bugün ise bazıları protokol masasında sandalye bulunca kendini çok önemli hissediyor.

Oysa gazetecinin gücü protokol koltuğundan değil, cesaretle sorabildiği sorudan gelir.

Bir de mesleğin sayısı meselesi var. 

Eskiden gazeteci sayısı azdı ama etkisi büyüktü. Şimdi sayı çok ama etki yok.

Sahada gazeteci sayısı sınırlı. 

Ama iş kahvaltıya, yemeğe, hediyeye gelince bir anda kalabalık oluşuyor.

Bu tabloyu görünce insan şu soruyu sormadan edemiyor:

Gerçekten gazeteci sayısı mı arttı…
Yoksa gazeteciliğin değeri mi azaldı?

Bugün yerel basının en büyük sorunu aslında yok sayılması değil. 

Daha acısı şu: Bazıları yok sayılmaya alışmış durumda.

Bir zamanlar şehir yönetimlerini etkileyen kalemler vardı. 

Şimdi bazı kalemler faturanın kesilip kesilmediğiyle daha çok ilgileniyor.

Hal böyle olunca da “basın neden eski gücünde değil” sorusunun cevabı çok uzaklarda değil.

Çünkü basın gücünü kimse kaybetmedi.
Basın gücünü kendi eliyle bıraktı.

Ve gerçek şu ki;
Bir gün o güç yeniden kazanılacaksa, bu yine protokol masalarında değil…

Sahada, haberde, soruda ve cesarette yazılacak ve yapılacak  yapıcı eleştirilerde kazanılacak.

Eskiden gazetesinde  haber yazmayana gazeteci denmezdi.

Fotoğraf çekmeyene foto muhabiri denmezdi. 

Kamera kullanmayana televizyoncu denmezdi.

Şimdi iki cümle sosyal medya yazısı yazan herkes kendine “basın mensubu” diyor.

İdareciler ,Ulusal basın gelince kırmızı halı seriyor.
Yerel basın ise kapıda bekletiliyor.

Hamsi tava geceleri, özel programlar, özel yayınlar, özel ilgi…
Buna alkış tutanlar da ne yazık ki yine yerel basın içinden çıkıyor.

Çünkü basının tek derdi :

“Fatura kesilsin…”
“Çek yazılsın…”
“Küçük işler devam etsin…”

Gerisi önemli değil.

Basın yok sayılmış mı?
Önemsiz.

İtibar kalmamış mı?
Boşver.

AMAAAN SENDE 

Nasıl Olsa 

Sahada 20 davette 120 kişi oluyoruz….

İşte bütün mesele bu.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —