Berberler ve kuaförlerden sonra, yeni sanayi sitesinde hafta sonu Cumartesi öğleden sonra kapatılma kararı şehirde tartışma konusu yaratırken, diğer sektörlerde çalışanlar da kendilerine aynı imtiyazın tanınmasını istiyorlar. Mağazalar, marketler, fırınlar, sarraflar, lokantalar, hatta bakkallar bile hafta sonu Cumartesi öğleden sonra kapatılmasını isterken, bu hakkın kendilerine de tanınmasını talep ediyor.
Hal böyle olunca insanın aklına şu geliyor: Aslında hafta sonu Cumartesi günü öğleden sonra tüm iş yerlerinde zorunlu tatil ilan edilsin. Millet otursun evinde, kırsın dizini, dışarı çıkmasın. Hatta Cumartesi öğleden sonra mümkünse Aksaray merkez ve ilçelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edilsin. Devlet memurları, çalışanlar alışverişlerini, sanayi işlerini, kişisel bakımlarını hafta içi izin alarak gidip yapsınlar. Hatta şöyle bir şey daha yapılabilir; kurumlara ve çalışanlara hafta içi tam gün olmak üzere belirlenecek bir gün izin verilebilir.
Şaka bir yana, 1980’li yıllardan neredeyse 2000’li yıllara kadar pazar günleri her yer kapalı olurdu. Açık bir yer bulamayan vatandaşlar, dışarıdan gelen misafirlerine bir su alacak bakkal bile bulamazdı. Pazar günü deyince Aksaray’da hayat durur, herkes evine kapanırdı. Cumartesi gününden tüm işini görmeye çalışan vatandaşlar, o yıllarda bu kapanmaların mağduriyetini yaşadıkları için bugün alınan bu karara tepki gösteriyorlar. Haklılar mı? Evet, sonuna kadar haklılar.
Ama öte yandan alınan kararın da sanayi esnafının talebi doğrultusunda gündeme geldiği biliniyor. Kısacası yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal… Hem kararı alan yetkililer hem de tepki gösteren vatandaşlar kendilerine göre haklı.
Ancak burada asıl sorun kararın kendisinden çok uygulanış biçimi. Kararın ilk gününde yaşananları hâlâ konuşuyoruz. Sanayi sitesinin giriş kapısının kapatılması, araçların içeri alınmaması, izni olan esnafın kapıdan döndürülmesi… Aracı arızalı olduğu için sanayiye gelen vatandaşın geri çevrilmesi… Herkes mağdur edildi.
Bu noktada Hamza Aktürk’e teşekkür etmek gerekir. Kendisine haber verilmesinin ardından olay yerine giderek tansiyonu düşürmesi ve mağdur vatandaşın yanında durması önemliydi. Çünkü ortada bir gerçek var: Valilik tarafından imzalanmış bir karar var, evet. Ama bu kararda iş yerlerinin tamamen kapatılması değil, izin alan esnafın çalışabileceği de açıkça belirtiliyor. “Sanayi kapısını kapatın, milleti mağdur edin” diye bir karar yok.
Biz ne yapıyoruz? Her şeyi abartan bir millet olarak bu kararı da alıp abartıyoruz. Burada kimsenin karara itirazı yok. İtiraz, kararın yanlış ve abartılı uygulanmasına.
Ama ben açık konuşayım, toptan karara da itirazım var. Hafta sonu dükkânını kapatıp dinlenmek isteyen esnafa kimse karışamaz. Ama aynı şekilde dükkânını açıp çalışmak isteyen esnafa da kimse “açamazsın” diyemez. Bu kadar net.
Türkiye’nin hiçbir yerinde olmayan uygulamalara imza atmayı seviyoruz. Tıpkı cenaze yemeklerinin yasaklandığı ilk il olduğumuz gibi… Bravo bize.
Oysa çözüm zor değil. Eğer gerçekten bir düzenleme yapılacaksa, hafta sonu çalışan insanların sanayide işlerini halletmesinin önüne geçmek yerine, sanayide uygulanacak bir buçuk günlük tatilin hafta içi belirlenecek bir günde yapılması sağlanabilir. Böylece ne hafta sonu aracını yaptırmak isteyen vatandaş mağdur olur ne de dinlenmek isteyen esnaf.
Eğer amaç üzüm yemek ise, yol çok ama amaç bağcıyı dövmek ise yasak adil değil….
Kısacası mesele karar değil, akılcı uygulama. Ve o akılcı denge bulunmadıkça bu tartışma daha çok devam eder.