Siyasette taşlar yerinden oynuyor…
Muhtemelen 2027 yılında yapılacak seçimler öncesinde, Milliyetçi Hareket Partisi içinde başlayan dalgalanmanın diğer partilere de sirayet etmesi yönünde görüşler giderek güç kazanıyor. Özellikle MHP’de yeni bir yapılanma beklentisi her geçen gün daha yüksek sesle dillendiriliyor.
Ramazan Kaşlı’nın henüz sebebi tam olarak bilinmeyen bir nedenle tedbirli kesin ihraç istemiyle partiden uzaklaştırılması ve ardından manidar bir şekilde apar topar istifa etmesi, teşkilatlarda zaten var olan huzursuzluğu iyice su yüzüne çıkardı.
Şimdi kulislerde konuşulan en güçlü ihtimal şu:
Sadece bir isim üzerinden değil, baştan sona bir değişim…
Aksaray’da uzun süredir Kaşlı ve ekibi tarafından yönetilen MHP’de, küskünlerin ve dışlananların sayısı azımsanacak gibi değil. Hatta öyle ki, bu küskünler ve dışlananlar bir araya gelse neredeyse yeni bir parti kurulabilecek kadar büyük bir kitleyi oluşturuyor.
Bu tablo, aslında MHP’nin Aksaray’daki mevcut durumunun en net özeti.
Geçtiğimiz yerel seçimlerde yaşanan oy kaymalarının en önemli sebeplerinden biri de buydu. Küskünler ve dışlananlar, MHP yerine sağ seçmende karşılığı olan diğer partilere yöneldi. Bu da tabanda ciddi bir kırılma yarattı.
Bugün gelinen noktada, MHP tabanı açık bir beklenti içinde:
Mevcut il ve ilçe teşkilatlarının firesiz şekilde görevden alınması ve yerlerine şaibeden uzak, kapsayıcı, toparlayıcı ve güven veren yeni bir kadronun kurulması…
Öyle bir kadro ki;
Hem küskünleri geri getirecek,
Hem dışlananları kucaklayacak,
Hem de başka partilere kayan seçmeni yeniden MHP çatısı altında toplayacak.
Ancak işin bir de diğer yüzü var…
Kaşlı’nın ihracı sonrası, bazı partiye yakın isimlerin sosyal medyada yaptığı yorumlar dikkat çekiyor. Özellikle sorumluluğu Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi’ne yükleyen ifadeler, tabanda yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemiş durumda.
Daha da ilginci; bazı basın mensuplarının, yaşanan sürecin perde arkasında hiçbir şey yokmuş gibi bir tavır sergilemesi…
Bu yaklaşım, “değirmenine su taşımak” olarak yorumlanıyor ve MHP tabanında ciddi rahatsızlık yaratıyor.
Velhasıl…
Siyasette değişim rüzgârı esmeye başladı.
Ama mesele sadece değişim değil;
Doğru değişim.
Eğer bu süreç doğru yönetilmezse, kırgınlık daha da büyür.
Ama doğru adımlar atılırsa, MHP Aksaray’da yeniden güçlü bir şekilde ayağa kalkabilir.
Şimdi herkesin gözü tek bir soruda:
MHP’de değişim olacak mı, yoksa bu dalga da görmezden mi gelinecek?
Genel merkez düşmanlığı modası yine revaçta…
Ne zaman teşkilat içi bir mesele olsa, birileri hemen “halkın iradesi” pankartını açıp sahaya iniyor. Sanki yıllardır bu partinin kapısından içeri girmemişler gibi, bir anda demokrasi nöbetçisi kesiliyorlar.
“Halkın hür iradesini hiçe sayan genel merkez oyu kimden alacak. Rahmetli Sadi Somuncuoğlu’na yapıldı. Ses yok, şimdi de halkın seçtiği vekili partiden attı.”
Bu söylemlerle algı oluşturmaya çalışan bir kısım teşkilata yakın isimlerin ve medyanın değirmenine kimin su taşıdığını merak etmiyorum.
Ancak şunu net söylüyorum:
Sadi Somuncuoğlu meselesini yeniden gündeme getirerek, o dönemde yaşananlarla bugün Ramazan Kaşlı üzerinden yaşananları aynı kefeye koymak; bırakın siyaset yapmayı, en hafif tabirle büyük bir çarpıtmadır.
Dahası…
Bunu dillendirmek bile, Kaşlı’yı masum; genel merkezi ve Devlet Bahçeli’yi suçlu ilan etmeye çalışan bir dilin ürünüdür.
Ve ne yazık ki, bunu fark edemeyen ya da fark etmek istemeyen bir teşkilat anlayışı da ortada duruyor.
Bu algıyı oluşturanların, partilileri genel merkeze ve Bahçeli’ye karşı doldurma telaşı içinde olduğu da gözden kaçmıyor.
Öte yandan…
“Hain” arayan mevcut anlayış, yine iş başında.
Yazdığımız, çizdiğimiz, algı oyunlarını bozduğumuz her noktada aynı yafta: ihanet!
Bir kez daha “hain” ilan edildiğimiz söyleniyor.
Peki soruyorum:
Kime göre hainim, kime ihanet ettim?
İhraç haberini yazdığım ve İrfan Çıtak ismini ortaya koyarak kurulan algıyı bozduğum için mi?
Ramazan Kaşlı’ya mı ihanet ettim?
Yoksa MHP’nin bir algıya kurban edilmesinin önüne geçtiğim için il ve ilçe teşkilatlarına mı?
Gerçekten merak ediyorum…
Bir de işin yorum kısmı var…
Yazdıklarımızın altına yapılan yorumlara hiç girmiyorum bile.
Ama şu da dikkat çekici:
Kaşlı’nın ihracı nedense sadece MHP içinde değil, diğer siyasi partilerde de “üzüntü” yaratmış!
Bu üzüntü, muhaliflerle aynı noktada buluşuyorsa, varın gerisini siz düşünün…
Dün rahmetli Sadi Somuncuoğlu üzerinden yürütülen söylemler, bugün başka isimler üzerinden yeniden ısıtılıp servis ediliyor.
Senaryo aynı, oyuncular benzer, replikler bile değişmiyor.
Tek fark şu:
Artık niyet daha görünür.
Soruyorum:
Bu “halkın iradesi” hassasiyeti neden sadece işinize geldiğinde ortaya çıkıyor?
Milliyetçi Hareket Partisi sokakta kurulmuş bir yapı değildir.
Disiplini vardır, hiyerarşisi vardır, en önemlisi bir dava geleneği vardır.
Bu davanın lideri de Devlet Bahçeli’dir.
Bugün çıkıp genel merkeze parmak sallayanların büyük çoğunluğu, o makamın ağırlığını ne anlar ne de taşır.
“Asıl mesele Kaşlı neden ihraç edildi?” diye masumiyet hikâyesi yazanlara da iki çift sözüm var:
Masumiyet, sosyal medyada oluşturulan algıyla değil; parti disiplini içinde ortaya konan duruşla ölçülür.
Eğer gerçekten mesele ilke ise, neden bu “üzüntü” dalgası sadece belli çevrelerde kabarıyor?
Neden aynı kişiler, başka partilerdeki ihraçlarda üç maymunu oynuyor?
Açık konuşalım…
MHP’nin aldığı her karar üzerinden algı üretmeye çalışanlar, aslında partiyi değil; kendi hesaplarını büyütme derdinde.
Teşkilat içindenmiş gibi konuşup dışarıya malzeme taşıyanlar da cabası…
Değirmenin suyu nereden geliyor diye merak etmiyorum.
Ama o suyu taşıyanların niyeti artık sır değil.
MHP’ye ve onun liderine “hainlik” yaftası vuranlar…
Önce aynaya bakmalı.
Çünkü asıl mesele şudur:
Parti içi meseleleri bahane ederek genel merkezi yıpratmaya çalışanlar, kime hizmet ettiklerini bilmiyor olabilir… ama ortaya koydukları tablo çok şey anlatıyor.
Dolandırmadan söyleyelim:
“Masumdu, neden ihraç edildi?” diye ortalıkta gezenler, masumiyet aramıyor.
Aradıkları tek şey, MHP üzerinden siyaset devşirmek.
Algı kur, kaos çıkar, sonra da “biz sadece soru sorduk” diye kenara çekil…
Bu numaralar artık bayatladı.
Daha da vahimi şu:
Kendini teşkilata yakın diye pazarlayan bazı isimler, içeriden bilgi taşıyarak dışarıya akıl veriyor.
Kime hizmet ettikleri meçhul…
Ama yaptıkları iş çok net:
Kendi partisini dışarıya şikâyet etmek.